SR_MY_740x495_2.jpg

Değerli Paydaşlarımız,

Sevgili Sütaş Dostları,

Dünya; küresel ısınma, doğal kaynakların hızla tükenmesi ve kirlenmesi, iklim değişikliği, gıda güvenliği, kıtlık gibi tehditler altındayken 2020 yılında hayatımıza giren pandemi; devletler, şirketler, sivil toplum kuruluşları ve bireylere, sürdürülebilirliğin önemini bir kez daha hatırlattı. Evlere kapandığımız dönemde, doğanın dengesini kısmen de olsa geri kazanmaya başlaması insanlığın yarattığı tahribatı, yaşam tarzımızın doğaya etkisini net bir şekilde ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler’in “ortak sorumluluk, küresel dayanışma” raporunda, Covid-19 salgını sonrasında eski normalden daha sürdürülebilir, karbon nötr bir geleceğe ilerlemek için kriz sırasında ve sonrasında yapılacak tüm çalışmaların, küresel zorlukları aşmaya yönelik daha eşit, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomiler ve toplumlar inşa etmeye odaklanması gerektiği belirtiliyor.[1] Birleşmiş Milletler’in, küresel rehber olarak kabul ettiğimiz Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda yürüttüğü kolektif çabaya katılıyor, iş stratejilerimizin özünde yer alan sürdürülebilirlik yaklaşımımızı bu doğrultuda geliştiriyoruz.

Biz sütçülüğe ve süt değer zincirine odaklanmış, işi sadece sütçülük olan bir şirketiz. Sütün doğasındaki değerleri insanlara ulaştırarak onların sağlıklarına, yaşam kalitelerine, mutluluklarına katkıda bulunma misyonuyla doğal ve lezzetli süt ürünleri üretiyor, sütün iyiliğini ve bereketini yaymak için “Sütaşkıyla” çalışıyoruz. Yıllar içinde sütçülükte “ustalaşıp uzmanlaşırken” güçlü ve entegre bir tedarik zinciri yapısına ulaştık. “Çiftlikten Sofralara” adını verdiğimiz bu strateji, bir yandan doğal lezzetlerimizin güvencesini oluştururken diğer yandan da sürdürülebilirliği esas alan ve kullandığı doğal kaynakları geri dönüştürebilen bir iş ve üretim modeli haline geldi. Geleceğimizin güvencesi “kurumsal yapımızı” da değerlerimizin ışığında ve kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda sürekli geliştiriyor, güçlendiriyoruz.

Özüne sürdürülebilirliği alan entegre iş modelimiz ve stratejilerimiz, doğal olarak “bireylerin sağlığı ve mutluluğuna”, “toplumun gelişimi ve refahına”, “çevrenin sürdürülebilirliğine” katkıda bulunmamızı sağlıyor.

“Çiftlikten Sofralara” iş modelimiz, gıda zincirinin bütününde sürdürülebilirliğin sağlanmasını öngören “Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat – Çiftlikten Çatala” stratejisinin Türkiye’deki en güçlü entegre örneğini oluşturuyor. Bu stratejide tanımlanan tüm süreçleri, tesislerimizde uyguluyoruz.

2013 yılında Çiftlikten Sofralara iş modelimize yeni bir aşama ekleyerek  biyokütleden enerji üretimine başlamıştık. Bugün Türkiye’nin tarımsal nitelikli biyokütleden yenilenebilir enerji üreten en büyük şirketi konumundayız. Böylece fabrikalarımızın atıkları ve çiftliklerimizin gübrelerini biyogaz tesislerimizde değerlendirerek sera gazı emisyonlarını azaltıyoruz.  Son sekiz yılda toplam 31.3 milyon ağacın yapabileceğine eş değer sera gazı salımını önledik.  Biyogaz tesislerimizde ürettiğimiz elektrik enerjisi; süt fabrikalarımızın ihtiyacının yüzde 92’sine, üretim tesislerimizin tümünün ihtiyacının ise yüzde 84’üne eşdeğer seviyede.

Biyogaz tesislerimizin çıktılarını da organik ve organomineral gübre olarak değerlendiriyoruz. İşin bu aşamasını özellikle çok önemsiyoruz çünkü faaliyetlerimizin devamlılığı; tarımın sürdürülebilir olmasına, sürdürülebilir tarımsal üretim de organik yapısı iyi durumda olan toprağa bağlı. Ülkemizde de dünyada da maalesef toprakların organik yapısının gittikçe bozulduğunu biliyoruz. Tesislerimizde elde ettiğimiz bu gübreler, toprağın organik yapısını iyileştirirken aynı zamanda ürün verimini de artırıyor. Biz de bu gübreleri kullanarak yem bitkilerimizin üretildiği topraklara yılda 50.000 ton organik madde kazandırmayı hedefliyoruz.

Dünyada kuraklık tehlikesinin günden güne arttığı ve suyun değerinin daha iyi anlaşıldığı bir dönemdeyiz. Suyu verimli kullanmak sorumluluğumuz olduğu kadar öncelikli konularımız arasında da yer alıyor. Tesislerimizde kullandığımız suyun tamamını arıtıp doğaya geri veriyoruz.

Sürdürülebilirliğin sadece çevresel değil ekonomik ve sosyal yönlerine de katkıda bulunan bir iş modelimiz var. Marmara Bölgesi’nde Karacabey’de, İç Anadolu Bölgesi’nde Aksaray’da, Ege Bölgesi’nde Tire’de bu model ile hayata geçirilen entegre tesislerimiz, yarattıkları ekonomik ve sosyal etkilerle bölgelerinin kalkınmasına önemli katkılarda bulundular.  Hem Sütaş hem de ülkemiz için çok önemli bir yatırım olan “Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Tesisleri” yatırımımız da pandemi koşullarına rağmen hız kesmeden adım adım ilerliyor. Yatırımın Bingöl ve çevresine yönelik ekonomik ve sosyal etkilerini inceleyen uzmanlara göre, Sütaş’ın faaliyetlerine başlamasıyla birlikte üretim teknolojisinde değişim, yenilikçilik kapasitesinde artış, kurumsal kapasitenin gelişmesi, işsizliğin azalması, işgücü niteliğinde gelişim, hane gelirlerinde artış, dışarıya göçün durması ve nitelikli nüfusun geri dönmesi, gelir dağılımında dengelenme, sosyal ve kültürel gelişimin hızlanması gibi bölgeyi önemli ölçüde değiştirecek gelişmeler bekleniyor.

İş modelimizin özünde yer alan, sahip çıktığımız sürdürülebilirlik yaklaşımımızın sonuçlarını ve geleceğe ilişkin hedeflerimizi bir araya getiren 2020 Sürdürülebilirlik Raporumuzu sizlere sunmaktan ve Sütaş’ın 50. yılını kutlayacağımız 2025 yılına ilişkin taahhütlerimizi açıklamaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Bireylerin sağlığı ve mutluluğu, toplumun gelişimi ve refahı, çevrenin sürdürülebilirliği için  #SÜRSÜNHEPSÜTAŞKI diyor, sürdürülebilirlik çalışmalarında emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma, destekleyip yüreklendiren tüm paydaşlarımıza, tüketicilerimize ve tüm Sütaş dostlarına şükranlarımı sunuyorum.

Saygılarımla,

Muharrem Yılmaz

Yönetim Kurulu Başkanı

[1] Kaynak: Yeni normal: BM Covid-19 sonrası dönemde ekonomilerin toparlanması ve istihdamın korunması için yol haritasını açıkladı | Türkiye'de Birleşmiş Milletler

sutasrapor2.png

YAZIYI PAYLAŞ